Geçenlerde Hac farizasını ifa ederek yurda dönen bir aÄŸabeyin ikram ettiÄŸi hurmaları afiyetle mideye indirdikten sonra ve Medine hurması olması hasebiyle mübarek topraklara özlemimi bir nebze olsun dindirmek maksadıyla o hurmaların çekirdeklerini evdeki saksıya ektim. Malumunuz hurma, fıtratı icabı sıcak havayı ve güneÅŸi sevdiÄŸi için bizim memleketin havası hurmanın neÅŸv ü nema bulması için müsait olmuyor. Hal böyle olunca hurma çekirdeÄŸi filizlenip ÅŸöyle biraz serpilince hemencecik kurumaya yüz tutuyor. Önceden de bunu tecrübe ettiÄŸimden bu yeni ektiÄŸim hurmaların da ayı akıbete uÄŸrayacağını tahmin edebiliyordum. Bu nedenle çekirdeÄŸi ektikten sonra elim, kolum baÄŸlı “bu hurma neden büyüyüp bir aÄŸaç olmuyor sanki” diye teessürle karışık bir vehme kapıldım.
O sırada hatırıma Celâleddin-i HarzemÅŸah harbe giderken, vezirleri ve baÄŸlılarının ona dedikleri: "Sen muzaffer olacaksın. Cenâb-ı Hak seni galip edecek." sözüne mukabil Celâleddin-i HarzemÅŸah’ın: "Ben Allah’ın emriyle, cihad yolunda hareket etmeye vazifedarım. Cenâb-ı Hakkın vazifesine karışmam. Muzaffer etmek veya maÄŸlûp etmek Onun vazifesidir." ÅŸeklinde verdiÄŸi ibretli cevap ve o cevaptan aldığım tokat gibi ders gözlerimi açtı. Yani anladım ki benim görevim o hurma çekirdeÄŸini topraÄŸa usulünce ekmektir. Yoksa o hurmanın büyüyüp aÄŸaç olmasını saÄŸlamak gibi bir netice Cenâb-ı Hakkın vazifesine dahildir. Bu konuda benim Allah’a (cc) karşı haÅŸa tecrübevari bir beklentide bulunmam hem bir edepsizlik hem de kulluÄŸa münafi bir davranış olur.
Onun için bu haletimden dolayı hemen tevbe istiÄŸfar ederek kendi kendime dedim ki; “bir hurma çekirdeÄŸinin vesile olduÄŸu bu hakikat dersini gündelik yaÅŸamında başına gelen diÄŸer olaylarla kıyas et, hatan varsa tamirine çalış”. Bunun üzerine yaptığım nefis muhasebesi esnasında; baÅŸladığım ancak bir türlü bitiremediÄŸim nice yarım kalmış iÅŸlerimi düÅŸündüm. Maziye ÅŸöyle bir baktığımda gördüm ki; köprüden geçmek için yaptığım her hamlede, yani ileri doÄŸru attığım her adımda köprünün öteki ucunu ya çok ulaşılmaz görmüÅŸ, yada köprünün altından geçen nehrin azgınlığından korkuya kapılıp gerisin geriye dönmüÅŸtüm.
Halbuki cebimde bulunan iman dürbünüyle bir bakabilsem hem yolun ne kadar asan olduÄŸunu, hem beni karşıya geçirebilecek ancak Cenâb-ı Hak olacağı için O’na tevekkül edip, O’na güvenmem gerektiÄŸini, ÅŸayet ben o köprüden geçsem de geçemesem de her halükarda O’na ÅŸükretmem gerektiÄŸini, ben adımımı atmasam dahi eÄŸer O isterse Hazreti Süleyman’a (a.s.) havayı musahhar edip bir günde havada tayerân ile iki aylık bir mesafeyi kat ettirdiÄŸi gibi beni de karşı kıyıya atabileceÄŸini aynelyakin bildim. Demek olumsuz bir sonuç almam sükut-u hayal ile geri adım atmama ve yes’e kapılarak pes etmeme mazeret deÄŸilmiÅŸ.
Elhasıl, mü’min kulluk gibi en hayırlı bir iÅŸi omuzlarına yüklendiÄŸi için daimi surette vesveselere maruz kalıyor. Bu vesveselerden biri de; mü’mini istikamet üzere gittiÄŸi bu yolundan döndürmek için ve hissesine sadece vazifesini yapıp tevekkül etmek düÅŸtüÄŸü halde, haddinden aÅŸtırıp Cenâb-ı Hakk’ın vazifesine karıştırmak gibi bir densizliÄŸe alet yapmaktır. Ancak mü’min kulluk dersini Kur’an-ı AzimüÅŸÅŸan’dan ve ehadis-i nebeviye’den (asm) aldığından ve onların terbiyesiyle müteeddib olduÄŸundan bu vesvesenin farkında olmalı ve neticeyi Allah’a (cc) havale ederek kendisi rahat etmelidir.