Sevgi, basit gibi görünür. Bir “Merhaba” ile gerçekleşeceği sanılır. Oysa, sevgi zordur. Çünkü, kanıt ister. Her insan bir sevgi duygusuyla doğar. Fakat, bu duygu, eğitimle ve terbiye şekliyle geliştirilmezse, yerinde kalır. Çocukluk döneminde, sevgi ve ilgi görmeyenler, yetişkinliklerinde katı, kaba ve acımasız olurlar. Çocuk, kalbinde bir sevgi duygusuyla doğar. Hayatın bilincine varmadan önce de, anasına sevgi kollarını açar. Daha bir şey öğrenmeden, çevrenin güzelliklerine gülümser. Bu değişik dünyaya geldiğine, sevinç çığlıkları atar. Kendine göre sesler üretir… Sevgi arar… Ve kucaklarda kalmayı arar…
Ömür denilen yaşam süreci, yüce Allah’ın (C.C.) takdirine bağımlıdır. Ancak doğa, insana dürüst, doğru yaşamayı söyler. Dürüstlük mutluluktur. Mutluluk da, ömrün iyi de dolgun geçmesini sağlar.
Doğada “Şer” diye bir şey yoktur.
Ne yazık ki:
Şerri, insan üretir. Aslında öfke, kabalık, hiddet, şiddet, insana hiç yakışmaz.
Doğada, bir çirkinlik bulamazsınız… Yoktur. Doğada, sular köpürerek akar. Her yere hayat ve renk verir. Güneş, sıcak ışınlarıyla herkesi kucaklar. Rüzgâr, taşıdığı bulut ve yağmurlarıyla, her yeri okşar. Toprak, verdiği karşılıksız bereketiyle, tüm varlığı besler… Ve hepsi, ortak bir düzenle, insanın mutluluğuna koşar. Doğada, her şey vericidir.
Ama insan, neden bencildir? Neden kaprislidir? Neden doymaz? Hangi sebeple azar?
Oysa, yüce Allah (C.C.) aziz Kitabında, insanı uyarıyor. Dikkatli ve verici olmasını istiyor.
Bakara suresinin 195.nci ayeti (mealen) çok önemli bir mesaj veriyor:
“Allah yolunda verici olun. Kendi ellerinizle de kendinizi tehlikelere atmayın. Her türlü hareketinizde, dürüst davranın. Çünkü Allah, dürüstleri sever” diye buyuruyor.
Hayatta, en önemli ilke, dürüstlüktür… Dürüst olmaktır. Doğruluktan ve doğru yoldan şaşmamaktır.
Ama, ne yazık ki, bu ilkeyi yakalamak, insana zor geliyor. Oysa, mutluluğa açılan kapı, bu yolun ucundadır.
Evet… Negatif olan her şeyle mücadele edin… Ve sabırlı olun. Sabırlı olanlar, mutluluğun kapısını bulur. Verici olmak da, mutluluğa giden ikinci yoldur.
Ama, ne yazık ki:
İnsanların önemli bir bölümü alıcıdır. Onların gözü, başkasının cebindedir. Bu yapıda olan insanlar, mutluluk nedir? Ya da, mutluluğun nerede ve nasıl olduğunu bilmezler.
Oysa, doğal olan cimrilik değil, cömertliktir.
Doğaya şöyle bir bakınız:
Doğa, karşılık beklemeden, her şeyi cömertçe veriyor. Ağaçlar meyve… Gökler kuş… Denizler balık… Ve toprak da vericilerin anasıdır. Bu bağlamda, eğitim kurumlarına, çok iş düşüyor.
Okul yetmiyor. Okul sonrası da, insanları yaşama hazırlamak gerekiyor. Sürekli yenilenmeyi öğretmek, bilimsel, zengin, kültürel ve sosyal etkinlik programları uygulamak ve vatandaşı sevgi ve dayanışma ruhuyla donatmak, tüm sorumluların yetkisinde olmalıdır.
Güven verici olmak, önde gelen bir özelliktir. Kişi, önce kendini bilmeli, kendini tanımalıdır. Hareketlerinde ölçülü ve sevecen olmalıdır.
Unutmayınız ki:
Sizi öne çıkaran, sadece giyim tarzınız değildir. Onun kadar önemli olan hayat görüşünüz ve toplumdaki davranışlarınızdır.
Saygın bir kişiliği kazanmak istiyorsanız, toplumdan kopmayınız. Toplumsal yaşamı paylaşınız… Çoğalınız… Kalabalıklaşınız… Genişleyiniz… Kendinize değişen bir ortam yaratınız… Dostlarınıza yer veriniz ve sizi arayanlara ilgi gösteriniz.
Bu dünyaya, kısa bir süre için geldiğinizi biliniz. Yüce Allah da (C.C.) yeryüzünde ne varsa, hepsini size boyun eğdirmiştir. (Mülk suresi, ayet/15)
Siz, bu güzelim dünyaya bir kez geldiniz. Bu inanılmaz nimetin değerini biliniz.
Bu, bir keredir. Bunun tekrarı da yoktur.